TÜİK tarafından 2025 yılı konut satış istatistikleri yayınlandı. Özellikle Anadolu’daki büyükşehirlerdeki merkez ilçelerde konut satış rakamları, Anadolu’da da yeni çekim merkezleri oluşması noktasında bir fikir veriyor.
Gaziantep, Mersin, Urfa, Kayseri, Antalya, Eskişehir, Konya, Samsun gibi iller, Anadolu’ya geri dönüş için önemli diğer merkezler olabilir. Tekirdağ ise, gerek İstanbul’a yakınlığı, gerek Avrupa’ya yakınlığı, gerekse de üretim, osb ve lojistik bağlantıları ile birlikte İstanbul’un yükünü hafifletme noktasında önemli bir alternatif olarak duruyor.

Anadolu’ya dönüş mümkün gibi duruyor, lakin köye dönüş çok mümkün değil gibi.. İletişimin artması, sosyal imkanların artması, tüketimin artması gibi etkenlerle birlikte, şehirleşme, köy yaşamını daha da baskılıyor. Bu yazıda köye dönüşü değil, ancak Anadolu’ya dönüşü ele alacağız.
İstanbul ve Ankara elbette, en önemli iki ana şehir olarak karşımızda yer almaya devam ediyor. İstanbul’un kuzeyde ormanlarla ve su havzaları ile kısıtlanan gelişim alanları, gelişmesini doğu batı aksında sınırlıyor. Doğu’da Kocaeli zaten birleşen İstanbul’un batıya doğru büyümekten başka şansı kalmıyor. Yatırım yapıldıkça, şehir büyümeye nüfus artmaya devam ediyor. Gerçekten 30 milyon nüfuslu bir İstanbul mu istiyoruz ? Bunun kararını vermemiz gerekiyor. Bunu durdurmak istiyorsak, en radikal adım, üretimi Anadolu’ya kaydırmaktan geçiyor. Bunun ise, özellikle çalışan kesimde getirdiği problemler, işverenleri bu konuda kara kara düşündürüyor. Kalifiye elemanların Anadolu’ya taşınması sanıldığı kadar kolay değil. Çalışan eşler, okullarda okuyan çocuklar, bakılması gereken anneler, babalar, çocukların bırakılacağı neneler, dedeler ve elbette terk edilmek istenmeyen konfor alanları.. Tüm bunlarla birlikte bakıldığında, daha kapsamlı ve geniş çözümleri içinde barındıran bir “taşınma konsepti” geliştirmek gerektiği ortada. Fabrikayı taşımakla her şeyin bitmediği bir gerçek. Ama şehrin yükünü hafifletmek istiyorsak, bunun da fabrikaların taşınması ile başlayacağı da bir başka gerçek.
Özellikle İstanbul’da, konut, kira ve gıda fiyatlarındaki büyük artışlar, şehirden geriye göç için yeterli gerekçeleri oluşturuyor. Geriye dönüşte en büyük soru istihdam. Bu sağlandığında, akabinde konut, ticari alanlar ve sosyal imkanlar da süratle gelişir ve Anadolu’da çeşitli imkanlarla donatılmış, hizmet sektöründe İstanbul ölçeğine yaklaşan yeni şehirleri böylece inşa edilmiş olur. Dolayısı ile atılacak ilk adım, yukarıda bahsettiğim çekinceleri de maksimum düzeyde giderecek bir endüstriyel alan taşınması.

Türkiye’nin kuzeyde Karadeniz, güneyde Akdeniz arasında kuzey-güney yönlü yeni lojistik, osb ve ulaşım master planları, bu ara bölgede de önemli gelişmeler olacağına işaret ediyor. Özellikle Samsun-Mersin arasında yapılacak otoyol ve hızlı tren projeleri hayata geçtiğinde, denizler arası yük aktarımı kolaylaşacak. Her iki denizin aktif kullanılması ile, illerin ihracat yarı çapı artacak. Türkiye’yi kuzey-güney hattında adeta ortadan iki ayıran bu düşey hat, toplayıcı ve dağıtıcı bir ana damar olarak ülkenin beslendiği en büyük lojistik hat olabilir.
İstanbul’un deprem gerçeği ve riskler ele alındığında, özellikle üretim gücünün Anadolu’ya kaydırılması, milli güvenlik açısından da stratejik bir atılım. Anadolu’da konut ve gıda fiyatlarının büyük şehirlere göre görece uygun olması, burada işçiliğin de daha uygun maliyetlerle yapılabilmesini sağlıyor. Bu da küresel rekabette elimizi bir miktar daha güçlendirebilir.
Riskler beraberinde fırsatları da getiriyor.