Eklenme Tarihi:
23 Eylül 2009 saat: 12:30
Açıl Açıl Nereye Kadar

Bir açılım furyasıdır gidiyor, sonunun aydınlık, parlak veya hayırlı olacağını görsem ne ala. Ama gündemdeki son taze söylemde olduğu gibi, yumruğu kapalı bir insanla tokalaşmak mümkün olmadığı gibi, iyilik beklemeyen güzellik beklemeyen yahut iyiliği ve güzelliği daha farklı temellere dayandıran bir vatan parçası ile tokalaşmak da mümkün değildir.

İlkin Kürt açılımı dendi, saha sonra ülkenin bir kısmına bir etnik kimliğe ayrıcalık mı yapılıyor diye söylenmeye başlayınca vatandaş, adı demokratik açılım oldu, ülkemin konuşanına düşünenine yıl bazlı cezalar verildiğini, seçimlerde baraj olduğunu, partilerin antidemokratik olduğunu ve otoriter bir yönetime tabi olduğunu, tüm meclis kararlarının 550 isimle değil, 15-20 kişiyle karara bağlandığını diğerlerinin sadece ellerini kaldırdığını ve daha nice anti demokratik uygulamayı gören hükümet ve çevresi, daha sonraları demokratik açılım söylemini daha geniş kesimlere hitap eden, ve daha ılımlı yumuşak bir söylem olan “milli birlik projesi” ile değiştirdi.

Bugün gelinen noktada medyanın üzerine düşmesi ile zoraki yakalanan bir C.G. , ve zamanında üzerinde hassasiyetle durulmamış binlerce faili meçhul, siyasi cenaze ve daha niceleri ile, insan hakları konusunda minik minik adımları ancak atabilmiş bir ülkenin ferdi olarak demem o ki, işin temeli yanlış atılmış ve bir etnik hareketten yola çıkarak iyi güzel adımlar atılmak istenmiştir, oysa yamalı bohça haline gelmiş anayasanın yeniden ve millet iradesi ile şekillenmesi ardından bu konu ve diğer etnik unsurlar dini unsurlar da kendi payına düşen hak ve adaleti almış olacaktır.

Sorunun temelinde bu ülke ile bu bayrak ile yaşamak istiyor musun, istemiyor musun suali yatmaktadır, benzer durumu kendi topraklarım olan Doğu Karadeniz’de de görmek mümkün, orda da değişik alfabeler var, orda da farklı bir dil var, orda da eski rum gürcü isimlerinden kalma vatandaşlar var köyler var, ama arada büyük bir fark var.

Doğu Karadeniz ile Anadolu’nun Güney Doğu’su düşünce yapısı ile siyasi yapısı ile birbirinden tamamen farklı düşünmekte. Ne kadar açılırsak açılalım, sınırlar değişmedikçe farklı paçavralar bu topraklarda bayrak diye sallanmadıkça, bu kirli ve kanlı oyun bozulmadıkça bu emeli taşıyan hain vicdanlı kanlı ellerin sahibi bu insanların ne dağdan inmek gibi bir niyeti oluşacaktır, ne de geri dönme.

Peki ne yapılmalı, kişisel görüşüm olarak, bölgenin işsizliğinin de eğitimsizliğinin de geri kalmışlığının da ilk sorumlusu terördür. Terör, vatanın o coğrafyasına hizmet gitsin, eğitim gitsin istememektedir, halkı devletten uzaklaştırmak istemektedir, o halde öncelikle ne pahasına olursa olsun Irak’ın kuzeyi ve ülkenin teröre bulaşmış coğrafyası ile sıkı bir çatışmaya girilmeli ve tüm bu unsurlar acımadan göz yaşlarına bakmadan temizlenmeli öldürülmeli, yok edilmelidir.
Bİr daha lise sıralarından kalkıp daha çıkmaya genç arkadaşlarım cesaret edememelidir, bilmelidir ki, giderse en yakın zamanda bir asker kurşunuyla bir havan topuyla bir uçak bombası ile öldürülecektir.
Devlet askeri gücünü hissettirmelidir, hem ülke topraklarında, hem de bu işin yuvasında.
Sonrasında zaten, bölgesine toprağına yatırım yapmak hizmet götürmek isteyen ancak çekinen özel sektör ve devlet işbirliği ile bölgenin kalkınması sağlanmalıdır.

Birçoklarının düşündüğü gibi önce hizmet iş aş götürüp sonra terörün azalacığını bekleyenlerden değilim, önce dağlardan hainlerin temizlenip sonra bölgeye ciddi bir yatırım sürecinin başlatılması gerektiğine inananlar safındayım.

Umarım, Erdoğan ve ekibi, bölgenin tek çimentosu olan din unsuruna da elinden çıkarmaz.

Eklenme Tarihi:
25 Temmuz 2009 saat: 8:33
İkizdere Geleceği İçin Çözüm Önerileri

Lise ve üniversite yıllarında İsviçre’ye Alplere gittim bu yaz diyerek şakalar yapmışımdır arkadaşlarıma İkizdere fotoğraflarını göstererek ve istisnasız hepsi de inanmıştır kendi ülkelerindeki bu cennet vadinin eşsiz güzelliğinin farkında olmadıklarından.

Her yıl yaz geldiğinde aklıma vurur İkizdere özlemi, derelerin hırçın tınısını arar dururum. Kafamda çeşit çeşit projelerle babalarımızın dedelerimizin göçmek zorunda kaldıkları bu topraklara projelerle dönme hayali kurarım.

Onlarca koldan her yağmurla bulanan ve gürleşen damarlarımız akar Karadeniz’e. Yollar dağlar aşılır ve her zirvede o damarların ince, ipince sızıntısını görürüz biz, buz gibi ve içilesi sular ile.

1950’li yıllardan beri sürekli göç veren, sessizleşen, ıssızlaşan İkizdere’nin yalnızlaşmasına en önemli sebep elbette işsizlik ve ekonomik gereksinimlerdir. Günümüze gelecek olur isek, yaz aylarında 3–4 aylık bir sıkışmışlığa itilen İkizdere’mizin bir yıl boyunca bu hareketlilikle beslenebilmesi ve kalkınabilmesi mümkün gözükmemektedir. Oysa ayrı ayrı her koldan İkizdere’ye varan derelerin tümünde ayrı ayrı güzellikler ve insanların beğenilerine sunulacak eşsiz doğal kazanımlar mevcutken, turizm olgusu ile bu sıkışmışlığı tüm bir yıla yaymak ve sürdürülebilir bir kalkınma sağlamak kısa zamanda mümkün gözükmektedir.

Bu gerçekten hareketle Turizm; ilçemiz için yüksek önem düzeyi oluşturan ve ivedi bir şekilde harekete geçirilmesi gereken, yörenin sürdürülebilir kalkınmasını sağlayacak, doğal ve çevre dengesiyle barışık tek çözüm yoludur.

Yazının bu kısımdan sonrasında, İkizdere Vadisi için önümüzdeki yıllarda yapılmasını ve gerçekleşmesini hayal ettiğim turizm yatırımlarını ele alacağım.
Ancak maddeler halinde yazacağım bu proje ve yatırımlara gelmeden önce söylenmesi gereken birkaç şeyi de eklemek gerekir diye düşünüyorum.

Hiç kuşkusuz her ticari yatırım belli bir kâr olgusuna dayanır ve bölgemize yapılacak turizm konulu yatırımların tek hammaddesi bölgenin doğal güzelliğidir. Yatırımcı, bölgenin bu doğal güzelliğini tehdit edecek bir durum söz konusu ise, bölgeye yatırım yapmaz. Bu riski üstlenmek oldukça zor ve cesaretli bir iştir. Durum bu iken, bölgemizde yapılan ve yapılması planlanan HES projeleri ve ilerdeki yıllarda gündeme gelebilecek olan maden çıkarma çalışmaları bölgenin doğal güzelliğini yok edecektir. Bununla birlikte bölgede başta sağlık konusunda olmak üzeri sosyal ve ticari anlamda da sorunlar ortaya çıkacak ve bölge hızla yok oluşa sürüklenecektir.

İkizdere’de mevcut HES projelerinin ve ileride doğaya zarar verebilecek ağır sanayi tesisleri ya da çalışmalarının yapılmayacağının garanti edilmesi ile onlarca İkizdereli iş adamının bölgeye Turizm yatırımı yapacağını unutmamız gerekmektedir.

İkizdere, aşağıda yazacağım projeler ile göç alan, istihdam noktasında üreten bir değer oluşturan ve ülke ekonomisine önemli katkılarda bulunan, Türkiye’nin ve Dünya’nın en önemli doğa ve sağlık turizmi merkezlerinden biri olmaya adaydır demiyorum, olacaktır.

1- Altyapı çalışmalarının tamamlaması; Doğal güzelliğimiz, ilçemiz kalkınmasının hammaddesidir dedik. Bu güzelliğin, turizm neticesinde artan nüfus ve tesisleşme ile de yok olması muhtemeldir. Bu olasılığı azaltmak ve ortadan kaldırmak için yerleşim ve yatırım sahalarının belirlenmesi, kanalizasyon ve atık su konusunun çözüme bağlanması, çöp konusunda halkın bilinçlendirilmesi, evsel atıkların geri dönüşümü ve arıtılarak doğaya tekrar kazandırılması noktasında tesisleşmenin sağlanması gerektiği ortadadır. Ayrıca çevresel altyapı çalışmalarının yanında, mimari bir estetiğin de sağlanabilmesi için, çeşitlendirilmiş ve yöre mimarisi ile uyumlu projeler dışında asla farklı bir yapılaşmaya izin verilmemesi de oldukça önem arz etmektedir. İlçemiz endemik bitki türlerinin, hayvan türlerinin belirlenerek kayıt altına alınması, bölgenin tüm doğal güzelliklerinin tek tek araştırılıp incelenmesi ve belirlenmesi de zenginliğimizin farkındalığını arttırmak için önemlidir. Diğer turizme açılan bölgelerde (Uzungöl, Ayder) ileride oluşmuş problemlerin araştırılarak öğrenilmesi de yine bizlere bu sorunları bölgemizde yaşamamak için fırsat oluşturacaktır.
2- Tesisleşmenin Sağlanması; Bir bölgeye turizm faaliyetleri için insan çekmek istiyor isek tesisleşmenin mutlaka sağlanması gerekmektedir. Konaklama ihtiyacının karşılanması, sosyal donatıların zenginleştirilmesi, yerel ürünlerin tanıtılması ve pazarlanması, yöresel yiyeceklerin ekonomik anlamda değerlendirilmesi gibi birçok faaliyet için tesisleşme mutlaka gereklidir. İkizdere topofrafik yapısı nedeniyle yapılaşmaya pek uygun değildir. Mevcut yapıların yerel mimari ile iyileştirilmesi veya mümkün değilse yıkılıp yeniden yapılması bu noktada en akılcı ve çevreye en duyarlı çözümdür. Bir bölgedeki birim tesis başına düşen insan(turist) sayısı, tesisleşmenin çoğalması ile artarak büyümektedir. Örnek vermek gerekirse, bölgede mevcut 1 otel ayda 100 kişi çekiyor ise, 2 otel olması durumunda 225 kişi, 3 otel olması durumunda 375 kişi gibi. Bunun en belirgin örneğini Türkiye’de Antalya’da, Doğu Karadeniz’de de Ayder ve Uzungöl’de görmek mümkündür. Uzun vadeli bakıldığında, yapılan her tesis, mevcut pastayı bölmemekte aksine büyütmektedir.
3- Sıcak Su Kaynaklarının Değerlendirilmesi; Bölgemizde şu an Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük kapasiteye sahip termal oteli bulunmaktadır. Yöremize kattığı değer faaliyete başlamasının ardından kısa bir süre geçmesine rağmen ortadadır. İleride değineceğim, dünyanın en elit ve heyecanı yüksek düzeyde olan “Heliski” sporuna ev sahipliği yapmaya başlaması, bunun en belirgin örneğidir. Doğu Karadeniz’de az miktarda olan jeotermal kaynakların bir kısmı da İkizdere’dedir. Tıpkı Ilıca Köyünde olduğu gibi, Çiçekli(Anzer) köyünde de bu tesisleşmenin sağlanması, başka jeotermal kaynakların da araştırılması gerekmektedir. Bölgemizde ki jeotermal kaynakların mineral açısından sadece Türkiye’nin değil Dünya’nın en zengin sularından olduğu unutulmamalıdır. Sağlık Turizmi için büyük bir öneme sahip jeotermal kaynakların ticari olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
4- Köy ve Yaylalarda Pansiyonculuğun Teşvik Edilmesi; Yatırım maliyeti en düşük turizm faaliyetlerinden biri de hiç şüphesiz pansiyonculuk. Özellikle Doğu Karadeniz için en ideal çözümlerden biri olan pansiyonculuk ile çok büyük sermayelere gerek duymadan yöre halkının bütçelerine katkıda bulunması hiç de zor değil. Doğu Karadeniz insanı yapısı itibarı ile genel olarak girişimci bir ruha sahiptir, ancak bölgemiz yerel halkı bu girişimci ruhu dışarıya vuramamaktadır. Evinin bir odasına temiz bir yatak koyup, kapısına da “Pansiyon, Boş odamuz vardur” yazmak aslında hiç de zor olmasa da, pansiyonculuk maalesef bölgemizde gelişemedi. Oysa sıcakkanlı ve misafirperver insanlarımız için hiç de zor olmayacak bu girişim, özellikle yaz aylarında, hareketli nüfusu 50 bine varan bölgemiz için önemli bir gelir kalemi olabilir.
5- Yerel Ürünlerin, Yiyeceklerin ve Giyeceklerin Pazarlanması: Bir bölgeye turist geldiğinde midesinde oraya özgü bir tat, çantasında oraya özgü bir eşya ve üstünde de oraya özgü bir giyecek ile dönmek ister. Çok şükür bizlere ki, İkizdere’miz, hem mideleri, hem çantaları, hem de üstleri donatacak kadar zengindir. Problem ise, bu zenginliği paylaşamamak tanıtamamaktadır. Dünya’nın öte ucu bölgemizin balını bilirken, yöremize gelen bir insan “Aaa Anzer Balı burada mı?” diyorsa belli ki bir problem vardır. Yayla ve köy yollarının hemen başlarında, ilçemiz merkezinde, bir çatı veya kooperatif altında toplanmış kadınlarımızın el işlerini, tarım ve hayvancılık ürünlerini pazarlamaları için destek verilmesi gerekmektedir.
6- Su Sporlarının Tanıtılması, Etkinlikler Düzenlenmesi; İlçemiz, Türkiye Rafting Şampiyonası’nda yarışların bir etabına ev sahipliği yapacak kadar güzel bir dereye ve parkura sahipken, biz bu değerimizi hala fark edemedik. (Gerçi HES Projeleri ile bu spor artık imkânsız gözükse de, HES’in dokunmadığı yerler için yazıyorum) Zorluk derecesi yüksek olan ve profesyonel rafting ve kanoculara hitap eden İkizdere, kar sularının erimesi ve yükselmesi ile bu sporun bir merkezi haline gelebilir. Türkiye Rafting Şampiyonası’na ev sahipliği yapan İkizdere, ama Rafting Sporundan ekonomik değeri kazanan Fırtına Deresi. Üstelik bu sporu deremizde faaliyete geçirmek için onlarca milyar yatırım da gerekmiyor. Sadece rafting ve kano yarışları değil, yöremizde olta balıkçılığı ile balık avlama yarışmaları gibi organizasyonlarla da farklı etkinlikler düzenlenmeli ve yöremiz zenginliği tanıtılmalıdır.
7- Kamp Alanları Düzenlenmesi, Dağ Yürüyüşleri Yapılması; İkizdere Dağları kampçılık ve ekspedisyonlar(uzun yolculuk) için ülkemizin en güzel yerlerinden bir tanesi. Doğal güzellikleri ile gün batımını bulutlar üstünde izlemek isteyen misafirler için yaylalarda veya çam kokusuyla uyanmak isteyen misafirler için daha aşağı kesimlerde kamp alanları oluşturulmalı. Orman içlerinde yürüyüş yapılabilecek güzergâhlar oluşturulmalı patika yollarla ormanlarımızın içlerindeki güzellikler, endemik bitki türleri ve yaban hayatı misafirlerle paylaşılmalıdır. Bölgemizde bir adet bile kamp alanı olmaması üzüntü vericidir. Yine dağlarda ATV araçları ile geziler yapılması da bir başka ticari amaçlı turizm etkinliği olarak değerlendirilmelidir.
8- Dağcılık ve Kaya Tırmanışı Çalışmaları Yapılması; Kaçkar Dağları’nın bir bölümünü barındıran İkizdere, Mayıs ayına kadar erimeyen kar yapısı ile özellikle kış dağcılığı için önemli parkurlardan bir tanesidir. Gerek eğitim amaçlı düşük zorlukta gerekse de zirve tırmanışları için bölgemizde çok sayıda yüksek irtifalı ve zorluk derecesi (VI) üstünde parkurlar bulunmaktadır. Ayrıca kısa kaya tırmanışları için de birçok vadimizde sağlam granit kayaçlardan oluşan büyük kütleli kayalar bulunmaktadır. Kaya tırmanışı ve zirve tırmanışları ile ilgilenen kuruluşlarla faaliyete geçilmesi, bölge dağlarının tanıtılması ve bölgemizde de dağcılık faaliyetinin yapılması için teşvikler yapılması gerekmektedir.
9- Kayak Sahaları Oluşturulması ve LazBoard’un Markalaştırılması; Ülkemizin birçok bölgesinde kış aylarından kalan karlar eriyip kayak turizmi kapanırken Ovit Dağları Nisan-Mayıs aylarına kadar bu spora hizmet edebilecek bir kar kalitesine sahiptir. Telesiyej,Teleferik altyapısının oluşturulması, Ovit Dağları’nda tesisleşmenin sağlanması ve ulaşım sorunun çözülmesi ardından Ovit Dağları kayak severlerin yeni ilgi odağı haline gelecektir. Dünya’nın en elit ve zorlu sporların olan Heliski için de bölgemize çok sayıda helikopter ve kayak ekibi geldi. Bu olumlu gelişme de İkizdere turizmi için önemlidir. Ayrıca Meşeköy (Petran) LazBoardcularının RedBull Snowboardcularını Şubat 2008 tarihli yarışta 11–4 gibi büyük bir üstünlükle yendiklerini biliyoruz. Böylesi bir başarının sürekli kılınması için yaklaşık 150 yıllık LazBoard markasını ülkemizde ve dünyada tanındık bir hale getirmemiz gerektiği ortadadır. Her yıl dünya üzerinden birçok snowboardcunun LazBoardcularla tanışması yarışması ile İkizdere’miz yeni bir değer, yeni bir ilgi odağı daha kazanacaktır.
10- Bölge Farkındalığının Arttırılması ve Tanıtılması; Hiç kuşkusuz turizm demek tanıtım demektir, yatırım demektir. Bölgemiz, son yıllarda adı çok hoş olmasa da HES konusu ile gündeme sıklıkla geldi. Ülke gündeminde yer etti. İkizdere HES’e PES dedirtecek kadar da kararlı bir duruş ile bugüne kadar birkaç on bin ağacını şehit vererek geldi. Oysa bu dumanlı dağlar, yukarıda sayılan faaliyetlerle etkinliklerle kendini ülkesine tanıtmak, dünyaya sunmak istemektedir. Bunu sağlayabilmek için de “Niçin İkizdere?” sorusuna sağlam ve kabul görecek bir cevap vermeye altyapımız oldukça müsaittir. Gerek ödüllü fotoğraf yarışmaları ile gerekse de başka yarışmalar şenlikler ve etkinlikler ile İkizdere, güzelliklerini ve keşfedilmemiş cennet köşelerini doğaseverlerin beğenilerine sunmalıdır. Ve tüm bu çalışmaları yapacak profesyonel bir ajans oluşturulmalı ve etkin bir şekilde çalışması sağlanmalıdır.

“Niçin İkizdere?” sorusu bizler için çok önemlidir. Bu soruya verebilecek onlarca cevabımız olduğunu herkes bilmelidir.

Yöremiz; “4 Mevsim Turizm” sloganını kendi değeri olarak ülkemize sunmuş ve şimdi turizm yatırımları için var olan sıkıntıların giderilmesini beklemektedir.

Umarım İkizdere hak ettiği değere Turizm ile kavuşur ve tüm bu saydığımız ve İkizdere’mize değer katacak, bölgemize istihdam sağlayacak ülkemize turist kazandıracak yatırımlar ve projeler gerçekleşir.

Yazıma son verirken, bir de “İkizde Rüyası”nda gördüğüm bir şeyi sizlere aktarmak isterim. Yıllar yıllar sonra bir gün oldukça yaşlanmışım ve İkizdere’de evimin balkonundan bir bakıyorum ki, teleferikle Japon, İngiliz, Rus, çeşit çeşit insanlar bizim o gürül gürül akan derenin üzerinden Ovit Dağları’na doğru tırmanıyorlar. Ellerinde fotoğraf makineleri teleferik içinden altındaki derede rafting yapanları çekiyorlar, üstlerinde uçan doğanları çekiyorlar.

Umarım bir gün, İkizdere’den Ovit Zirvesi’ne dünyanın en uzun ve en güzel teleferik hattı da kurulur.

Selam ve Sevgi ile.

Eklenme Tarihi:
30 Haziran 2009 saat: 22:55
Neyi Seçiyoruz?

Düzen kurulduğu günden beri insanlık seçiyor, iyi ya da kötü. Tüm bu seçimlerin en ortak noktası ise, her bir seçim de bir başka şeyden vazgeçmek hiç kuşkusuz.

Elmayı seçmekle cennetten vazgeçmek gibi de olabiliyor bu, yahut elmayı seçmekle portakaldan vazgeçmek de.İlk elmanın değeri ikinciden çokça fazla, farkındasınızdır. Çünkü seçtiğimize biçtiğimiz değer, ona karşı seçmediğimiz ve vazgeçtiğimiz tüm diğerlerinin değerleri toplamı kadardır.

Hayat karşımıza daima seçenekler çıkarır nefesimizin sınırlı olduğu bu düzende. Bizler ise seçmek zorundayızdır daima. Bir karar verememek bile bir seçimdir aslında. Karar vermemeyi seçerek tüm seçenekler dışında bir seçeneği seçmişizdir. Tüm alternatiflerden vazgeçip, vazgeçtiğimiz değerlerin tümüne eşdeğer bir karar veremeyiş seçmişizdir. En kötü seçimin de hiçbirşey seçememek olduğu tezi, bu noktada değer kazanır zaten. Çünkü en riskli ve en çok değeri üstlenmiş olan bu seçimin bize bir şey kazandırmayacağı ortadadır.

Seçmek; bir kalem seçmek, ya da bir kitap, bir araba da olabilir bu, ya da bir ev, bir arkadaş veya ve hatta bir eş. Seçilmiş olmanın verdiği ince hazzın yanında bir de seçmiş olmanın verdiği anlamlı sorumluluk.

Sınırlı bütçemizle seçtiğimiz kırmızı renkli kalemi aldığımızda mor olandan pembe olandan siyah olandan ve hatta eve gidebilecek olan bir ekmekten de vazgeçmişizdir.

Ama aynı kırmızı kalem bir başka bütçe için hiç de umursanmayacak bir nesne de olabilir kuşkusuz. İşte o kalemin değeri de bu şartlar altında ortaya çıkıyor. Bir başka örnek ile şöyle de söylebiliriz bunu, bir yardım kampanyasına katılan iki kişiden biri eve gitmek için aldığı otobüs biletine bağışlayıp eve o gün yürüyerek gitmeyi tercih ederken, bir başka biri yazdığı 10 bin dolarlık çek ile, eve yine son model spor arabasıyla gidebilir. Bu değeri bize ölçtüren nedir ?

Burada değerli olanı seçecek olsak hangisini seçeriz aceba? Yüzlerce bilet alacak bir çek, ya da bir çek kağıdı kadar kağıt içermeyen bir bilet?

Seçmek zor, ve seçerken seçtiğimizi düşünmek yerine nelerden vazgeçtiğimizi onu seçerken neleri kaybettiğimizi düşünmek ise daha zor. Bana göre gerçek seçim tam olarak seçtiğin değil seçtiğin karşısında seçemediklerinle ilintili bir şey.

Şu saç renkli, şu boyda, şu huylu, bu karakterli birini seçiyorken, sınırsız sayıda farklı insanı seçmiyor olduğunu biliyor olmak, karşındakine verdiğin değerin en büyük ölçüsü olsa gerek. Bu noktada da insanlar seçilmiş olmak mı seçmiş olmak mı sorusuyla karşı karşıya kaldıklarında cevap vermekte zorlanabiliyor.

Tesadüf olacak ki, tam da bahsedeceğim konu üzerine geldi ezan. Şu an ezan okunurken sessizce kendimi ona verip dinlemek yerine bu yazıyı yazıyor olmak da bir seçim. Ve benim için şu an bu yazının değeri, usulca bir köşeye çekilip kendi halimle dinlemediğim ve hazzını alamadığım bu ezan boyutunda.

Peki ya aldığımız havanın değeri? Tükettiğimiz ömrün? Her nefeste seçtiğimiz bir eylemle vazgeçilen onlarca şey? En doğrusu hangisi?

Tüm dünyadan maldan paradan riyadan gösterişten yani özüyle dünyalık tüm işlerden vazgeçilerek sadece Allah’a yönelmiş olmanın değeri, gözünü dünya nimetleri bürümüş bir kişinin Allah’a kendini vermesi yanında nicedir, siz daha iyi bilirsiniz..

Buyrun seçin, seçelim..

Kategori: Düşünsel ||| 1 Yorum »
Bu bölümdeki tüm yazılar tarafımdan yazılmış olup izinsiz kullanılması yayınlanması kopyalanması T.C. yasalarına göre SUÇTUR.
Anasayfaya dönmek için
tıklayın
Destekleri için Wordpress'e teşekkürler.

KAYIT (UYE) OL