Eklenme Tarihi:
19 Kasım 2008 saat: 23:52 Bertrand Russell – Sorgulayan Denemeler
Deneme okumayı sevenler için mutlaka edinilmesi gereken bir kitap diyerek en başından kitap hakkındaki pozitif(olumlu) görüşümü belirtmek isterim. Yazar Russell değişik alanlarda kendince mantık sistemi üzerine kurulu olarak birçok konuyu gözden kaçırdığımız pencerelerden bakarak yakalamış ve bende bazı sorular noktasında kuşku bırakmayı başarabilmiştir.
Kitabı kısaca künyelemek gerekirse;
Adı: Sceptical Essays
Türkçe Adı: Sorgulayan Denemeler
Yazar: Bertrand Russell
Çeviri: Nermin Arık
Yayınevi: Tübitak Popüler Bilim Kitapları / Ağustos 2003
Yazar Russell, 17 farklı konuda -ki onlar; Kuşkuculuğun Önemi Üzerine, Düşler ve Gerçekler, Bilim Boş-İnanlı mıdır? İnsan Rasyonel Olabilir mi? Yirminci Yüzyılda Felsefe, Makineler ve Duygular, Davranışçılık ve Değerler, Doğu’nun ve Batı’nın Mutluluk İdealleri, İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler, Püritenizmin Dönüşü, Politikada Kuşkuculuk Gereksinimi, Özgür Düşünce ve Resmi Propaganda, Toplum İçinde Özgürlük, Eğitimde Özgürlük ve Otorite, Psikoloji ve Politika, İnsan Savaşları Tehlikesi, Geleceğe Dönük Bazı Tahminler)- farklı sorularla ve kuşkucu yaklaşımla mantık öğelerini birleştirip bizlere de aynı soruları sorduran bir eser ortaya çıkarmış. Üstteki konular ilginizi çeker mi bilmem ancak roman tadında olmadığını baştan söylemeyelim. Eğer deneme okumayı sevmiyorsanız 30. Sayfaya gelmiş olmanız bile bir büyük başarı.
Kitap çevirisine de kısa bir şeyler eklemem gerekirse, elbette orijinal baskısını görmedim ve nasıl bir dil üzere yazıldığını bilmiyorum ama gerek seçilen kelimeler gerekse de cümle kurgusuyla -bence yazar burada böyle demek istemediğim anlar dahi oldu- biraz itici bir dil gibi gelse de yine de yazar sorularıyla kendine bağlamayı başarıyor.
Kitapta altı çizilecek, burada sizlere sunmayı düşündüğüm birçok yer var ancak yazıyı uzatıp da sıkıcı bir hal almasından kaçınmak için elenmiş bir özetçik ile deneme sevenlere bu kitaba tekrar tavsiye ederek yazıma son veriyorum. Söz Russell’de.
—Kuşkuculuğun Önemi Üzerine
Benim savunduğum kuşkuculuk şundan ibarettir: 1- Uzmanlar bir görüşte hem fikir ise, bunun tersinin doğru olduğundan emin olunamaz. 2- Uzmanların hemfikir olmadığı bir görüş, uzman olmayanlarca kesin doğru olarak kabul edilemez. 3- Bütün uzmanlar, doğru olması için yeterli neden bulunmadığını kabul ediyorlarsa, sıradan bir kimsenin karar vermekte çekingen davranması akıllıca olur.
İnançlar eylemlerimizin yalnızca ufak bir bölümünden doğrudan sorumlu olsalar da, sorumlu oldukları eylemler en önemli olan ve yaşamımızın genel yapısını belirleyen eylemler arasında yer alır.
—Düşler ve Gerçekler
İnançlarımızın büyük bölümünün bazı rasyonel temellere dayandığını; arzunun ise yalnız arada bir işi karıştırdığını varsaymak alışkanlık haline gelmiştir. Bunun tam karşıtı gerçeğe daha yakın olsa gerek. Günlük yaşamla ilgili inançlarımızın büyük bir bölümü arzularımızın şekilleşmesinden ibarettir; ancak orada burada bazı izole noktalarda, gerçeğin sert darbesi ile doğru yola yöneltilirler.
—Bilim Boş-İnanlı mıdır?
Sanat alanında olduğu gibi bilimsel görüşün kendisi de ili yönlüdür. Yaratan ile değerlendirenler aynı kişiler değildir ve birbirinden farklı zihinsel alışkanlıklar gereksinirler. Her yaratıcı gibi bilimsel yaratıcı da entelektüel bir yolla ifade edilen güçlü duygulardan esinlenir; bu ifade açıklanmamış bir inancı da içerir; eğer bu inanç olmasa bilimci belki de pek bir şey başaramaz. Değerlendiricinin böyle bir inanca gereksinimi yoktur; o her şeyi yerli yerinde görür; kendince gerekli noktaları değerlendirir; belki de yaratıcıyı kendisine kıyasla kaba ve ilkel bir kişi olarak düşünür.
—İnsan Rasyonel Olabilir mi?
Kendimi hep bir rasyonalist olarak düşünürüm ve bana göre bir rasyonalist, insanların rasyonel olmasını isteyen kişidir.
Bazı kimseler, insanların en çok değer verdiği kanılarının tuhaf, hatta çılgınca denebilecek kökenlerine dikkat çekerek psikanalizin, kanılarımızın rasyonel olmasının olanaksızlığını saptadığını düşünürler.
Günlük yaşamda rasyonellik, sadece o anda güçlü olan arzularımızı değil, içinde bulunulan duruma ilişkin bütün isteklerimizi anımsama alışkanlığı olarak tanımlanabilir.
—Yirminci Yüzyılda Felsefe
Mantığın sistematik önermelerinden farklı olarak, inançlar doğru veya yanlış iki mutlak yanlış değil, doğru ve yanlışın bir karışımıdır. Hiçbir zaman siyah ya da beyaz değildirler; grinin değişik tonlarını taşırlar. “Hakikat”ten büyük bir saygıyla söz edenler olgudan söz etseler ve önünde eğildikleri saygın özelliklerin insan inançlarında bulunmadığını görseler daha yerinde olur. Bunun teorik olduğu kadar pratik sonuçları da vardır. Çünkü insanlar “hakikati” kendilerinin bildiklerini sandıkları için birbirlerine zulmederler.
Yeni felsefenin birinci özelliği yeni bir felsefi yöntem geliştirme; ya da öyle bir yöntem kullanarak yeni bir tür bilgi getirme gibi iddiaları terk etmesidir.
— Makineler ve Duygular
Bugünlerde takdir ve saygı, zengin görünen insanlara karşı duyulmaktadır. İnsanların zengin olmak istemelerinin başlıca nedeni budur. Paraları ile satın aldıkları ikinci dereceden önem taşır. Örneğin, bir resmi ötekinden ayırt edemeyen ve uzmanlar yardımıyla eski ustaların bir galeri dolusu resmini toplamış olan bir milyoneri ele alalım. Aldığı yegâne zevk, başkalarının onların kaça mal olduğunu bilmesidir.
Ben şahsen günümüzdeki savaş yanlısı güdülerin artmasının, modern yaşamdaki düzenlilik, monotonluk ve güdümlü yaşamanın yol açtığı-genellikle bilinç dışı- hoşnutsuzluktan kaynakladığına inanıyorum.
— Davranışçılık ve Değerler
Davranışçılığın popüler versiyonu sanırım şöyle bir şey olacak: Eskiden hissetmek, bilmek ve istemek gibi üç işlevi yürütebilen akıl diye bir şeyin var olduğu düşünülürdü. Şimdi ise, akıl diye bir şeyin var olmadığı, yalnızca bedenin var olduğu kesinlik kazanmıştır. Bütün eylemlerimiz bedensel süreçlerden ibarettir.
Kişilik, karakter ve yeteneği değerlendirmede en önemli öğelerden biri, kanımca, bir kimsenin yıllık başarısının tarihçesidir. Bunu, kişinin değişik işlerde kaldığı süreler ve gelirindeki yıllık artışlarla nesnel olarak ölçebiliriz.
— Doğu’nun ve Batı’nın Mutluluk İdealleri
(Lionel Giles’in Sayings of Konfüçyüs kitabından alıntı); Gerçek beyefendi hiçbir zaman kavgacı değildir. Eğer ortada kaçınılmaz bir rekabet varsa, bu bir atış-yarışması gibi çözümlenir. Burada bile, yerini almadan önce ve kaybettikten sonra rakibini kibarca selamlar; kaybetmişse ceremesini de çeker. Böylece, çekişirken bile gerçek beyefendiliğini korur.
Gerçekte, bizim yan yana giden iki tür ahlak sistemimiz vardır: Birisi öğütlediğimiz ama uygulamadığımız ahlak; öteki de uyguladığımız ama sadece ara sıra öğütlediğimiz ahlak.
— İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler
İnsanlar yavaş yavaş şunun bilincine varacaklardır ki, kurumları haksızlık ve nefret temeline dayalı olan bir dünya, mutluluğu yaratma olasılığı en büyük olan bir dünya olamaz.
Günümüzde mantıksal düşünce hafife alınmaktadır; ancak ben yine de uslanmaz bir rasyonalist olmakta direniyorum. Mantık bir zayıf güç olabilir; ama değişmezdir ve hep aynı yönde işler. Mantıksızlığın kuvvetleri ise boş yere didişerek birbirlerini yok eder. Bu nedenle mantıksızlığın her taşkınlığı, sonunda mantık yanlılarını güçlendirir ve insanlığın yegane gerçek dostlarının onlar olduğunu tekrar tekrar gösterir.
- Püritenizmin Dönüşü
Dünya gittikçe daha kalabalıklaşmakta, komşularımıza bağımlılığımız da gittikçe daha güçlü hale gelmektedir. Bu koşullar altında, toplumu açıkça ilgilendirmeyen konularda birbirimizin işine karışmamayı öğrenmezsek yaşam dayanılmaz olacaktır. Birbirimizin özel yaşamına saygı duymayı ve ahlak ölçütlerimizi başkalarına zorlamamayı öğrenmek zorundayız.
— Politikada Kuşkuculuk Gereksinimi
Politikacılardan, uzmanlarca isabetli bulunan fikirlerin iyi fikirler olduğunu savunma yüce gönüllüğünü beklemek boşunadır. Çünkü bunu yaparlarsa meydanı başkalarına kaptırırlar.
Sanayileşme, dünya çapında işbirliği için yeni bir gereksinim yarattı; bir yandan da düşmanlıklarla birbirimizi incitmek için yeni kolaylıklar getirdi. Ancak parti politikasında içgüdüsel olarak olumlu yanıt alan tek tip hitap tarzı düşmanca duygulara yöneltilen bir hitaptır; işbirliği gereğini idrak eden kişiler ise güçten yoksundurlar.
— Özgür Düşünce ve Resmi Propaganda
Bazı fikirleri benimsemek veya onlara karşı olmak; ya da bazı konularda bir şeye inandığımızı veya inanmadığımızı diler getirmek ceza yaptırımlarına yol açıyorsa düşünce “özgür” değildir. Bu ilkel özgürlük bile bugün çok az ülkede vardır.
Eğitim konusunda otorite, benimsemediği doktrinlerin gençlerce duyulmasını engelleyebilen devletin elindedir.(Abd örneği ile)
Bizim eğitim sistemimiz okuyabilen, ancak çoğunlukla olayları değerlendirmeyi ve bağımsız bir görüş edinmeyi beceremeyen gençler yetiştirir.
—Toplum İçinde Özgürlük
Özgürlük, en soyut anlamıyla, isteklerin gerçekleşmesini önleyen dış engellerin yokluğu demektir. Bu soyut anlamda, gücü en üst düzeye çıkararak veya istekleri en alt düzeye indirerek özgürlük arttırılabilir.
—Eğitimde Özgürlük ve Otorite
Politikacıların anladığı şekliyle demokrasi bir yönetme biçimidir; yani insanlara, kendi istediklerini yaptırma yöntemidir.
Çocuğun yaşamının ilk iki üç yılı, bugüne kadar, eğitimcinin egemenliği dışında kalmıştır; bu yılların da en çok öğrendiğimiz dönem olduğunda bütün uzmanlar görüş birliği içindedir.
Derslere çalışmayan hiç kimsenin üniversitede kalmasına izin verilmemelidir. Yıllarını üniversitede boşuna harcayan zengin gençler hem başkalarının cesaretini kırar, hem de kendileri bir işe yaramamayı öğrenirler. Üniversitede kalabilmek için çok çalışma zorunluluğu getirilirse üniversiteler entelektüel uğraşlardan hoşlanmayan kişiler için çekici olmaktan çıkar.
—Psikoloji ve Politika
Toplumu bir makineye benzetirsek, onun kendi dışında bir amacı olduğunu düşünmekteyiz.
İnsanlar gerçekten mutlu olursa haset, öfke ve yıkıcı itilerle dolu olmazlar.
—İnan Savaşları Tehlikesi
Rönesans Batı Avrupa’da kısa süren çok parlak bir entelektüel ve sanatsal döneme yol açtı; onu da politik kaos ve sade insanların bu türden saçmalıkları bırakıp din savaşlarında birbirlerini öldürmek gibi ciddi işlere el atma kararlılığı izledi.
—Geleceğe Dönük Bazı Tahminler
Gelecekle ilgili iki tür yazı yazılabilir: Bilimsel ve ütopik. Bilimsel yazılar nelerin olası olduğunu bulmaya çalışır, ütopik olanlar ise, yazarın olmasını arzuladığı şeyleri.
Eğer büyük savaşlar önlenir ve tıp ile hijyen sayesinde genel sağlık büyük ölçüde düzelirse; barışın ve refah düzeyinin korunabilmesi için gelişmiş ülkelerde halen yapıldığı gibi, geri kalmış ulusların da nüfus artışlarını sınırlamaları gerekecektir.
Güvenli barış ve üretimin iyi bir şekilde yönlendirilmesi, eğer nüfus artışı yoluyla yutulmazsa, maddi refahta büyük artışa yol açacaktır. Bu aşamada, dünya sosyalist de kapitalist de olsa bütün kesimlerin ekonomik durumlarının iyileşmesini bekleyebiliriz. Bu da bizi ikinci sorunumuza, dağıtım sorununa getirir.
Eğer uygarlığımız, daha uzun süre zenginlerin çıkarlarını kollamayı sürdürürse, kanımca sonu karanlık olacaktır. Uygarlığın çöküşünü istemediğim içindir ki bir sosyalist oldum.