Eklenme Tarihi:
7 Ekim 2009 saat: 11:23 Cennetin Dış Kabuğu
İnsan fıtratı yapılan bir iş ardında kendinde ister istemez bir ödül bir değer bekleme duygusu üretir. En safi duygularla dahi olsa yaptığımız iyiliğin ardında belki maddiyat belki gösteriş belki diğer dünyevi his olmasa da son safha da Allah rızası bekleyeceğimiz tabiat halimizdendir.
Bu hal üzere kurulan yaşam düzenizmizde dünyevi amellerin de değere kavuştuğu yer, zamandan ve sınırdan noksan adı ile iç okşayan Cennet’tir. İslam olan, kalbi İslam’da atan bir bedenin inandığı değerlerden biri de ahiret günü ve ahiret yaşamıdır, bu ölümlü yaşamın sonunda “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yada Cehennem çukurlarından bir çukurdur. ” hadisinden de hareket ile kabir hayatı ile başlayan ve sonu ektiklerimize göre biçilecek olan bir netice ile varacağımız durak belirlenir.
Hiç şüphesiz, bu ödüle, hatta cennetten de vazgeçip Allah (c.c) Cemali görmek üzere “bana seni gerek seni” düşüncesine sahip bedenlerin ekin tarlası olan dünya üzerinde hepimiz iyi ya da kötü işler için niyetlere koyuluruz, birşeyler yapmak için çaba uğraş sarfederiz.
İşte bu noktada niyetlerimiz ve isteklerimiz üzerine, Mevla, kimi işlerimizi hemen olur eder, kimilerini sonradan olur eder, başta zorluklar çıkartır bize, kimilerini de olmazların başı eder. Bu konuyla ilgili olarak Mevlana da şöyle demektedir.
“Yapacağın işler için iyice niyetlenir, yapmayı kurar kararlaştırırsın. Bazen bu kararın Hakk’ın takdirine uygun düşer. Başarıya ulaşınca gönlün başka bir şeye tama’ eder, başka bir şeye niyetlenir, fakat bu niyeti sana veren Hakk, senin niyetini de, yapma gücünü de kırar, sende birşey olmadığını, herşeyin ancak kendisinde bulunduğunu anlamanı ister. Eğer senin bütün isteklerini de vermeseydi ve teşebbüslerinde seni büsbütün başarısız kılsaydı, gönlün ümitsizliğe kapılırdı da, emel tohumlarını ekemez olurdun. Eğer emel tohumlarını ekmeseydin, yani sende emel ve arzu bulunmasaydı, bütün emelleri gönlünden uzaklaştırmış olsaydın, Hakk’ı düşünmez olurdun da ona muhtaç, onun aciz bir kulu olduğunu unuturdun. Fakat aşıklar dileklerinden isteklerinden vazgeçtiler de mevlalarından haberdar oldular. Muratsızlık, isteksizlik cennete kılavuz olmuştur. Ey güzel yaradılışlı kişi! “Cennet insanın tabiatına güç gelen, hoşa gitmeyen şeylerle kaplanmıştır.” hadisini işit.”(Mesnevi Tercümesi, Şefik Can)
Cennet dış kabuğunda, bize zor gelen işlerin olduğu muhakkaktır. Tıpkı sabah namazına güzel uykumuzdan kalkmak, kalkabilmek gibi. Tıpkı mallarımızdan vermek, verebilmek, dağıtmak gibi. Dünyevi isteklerden geçebilmek tarlanın en sert toprağının olduğu işlenmesi en zor olan yer. Heva ve heveslerden kaçıp uzaklaştıkça yakınlaşacağımız yerin Cennet olduğu müjdeli bir gerçektir.
Cennetin dış kabuğu, sabırla, nefis terbiyesiyle örtülmüştür. İsteklerimiz olmadığında hemen hayata küsüp umutsuzluğa kapılmamak gerektiği gibi, her isteğimiz olduğunda da her şeyin yolunda olduğu gibi bir hisse de kapılmamak gerektiği ortadadır. Hayat bir sınav, ve herkesin de sınavı farklıdır. Kimi malı ile verecektir sınavını, kimi yoksulluk ile sabır ile. Aç iken çalmamakladır kiminin sınavı, kiminin ki de zengin iken bolca verebilmekle. Hasta iken şükredebilmekledir sınav. Sınav dünyada iken ahireti düşünebilmektir, ahireti unutmamaktır.
Cennet kabuğunu delmek elimizde. Dua ile, sabır ile.
Bir açılım furyasıdır gidiyor, sonunun aydınlık, parlak veya hayırlı olacağını görsem ne ala. Ama gündemdeki son taze söylemde olduğu gibi, yumruğu kapalı bir insanla tokalaşmak mümkün olmadığı gibi, iyilik beklemeyen güzellik beklemeyen yahut iyiliği ve güzelliği daha farklı temellere dayandıran bir vatan parçası ile tokalaşmak da mümkün değildir.
İlkin Kürt açılımı dendi, saha sonra ülkenin bir kısmına bir etnik kimliğe ayrıcalık mı yapılıyor diye söylenmeye başlayınca vatandaş, adı demokratik açılım oldu, ülkemin konuşanına düşünenine yıl bazlı cezalar verildiğini, seçimlerde baraj olduğunu, partilerin antidemokratik olduğunu ve otoriter bir yönetime tabi olduğunu, tüm meclis kararlarının 550 isimle değil, 15-20 kişiyle karara bağlandığını diğerlerinin sadece ellerini kaldırdığını ve daha nice anti demokratik uygulamayı gören hükümet ve çevresi, daha sonraları demokratik açılım söylemini daha geniş kesimlere hitap eden, ve daha ılımlı yumuşak bir söylem olan “milli birlik projesi” ile değiştirdi.
Bugün gelinen noktada medyanın üzerine düşmesi ile zoraki yakalanan bir C.G. , ve zamanında üzerinde hassasiyetle durulmamış binlerce faili meçhul, siyasi cenaze ve daha niceleri ile, insan hakları konusunda minik minik adımları ancak atabilmiş bir ülkenin ferdi olarak demem o ki, işin temeli yanlış atılmış ve bir etnik hareketten yola çıkarak iyi güzel adımlar atılmak istenmiştir, oysa yamalı bohça haline gelmiş anayasanın yeniden ve millet iradesi ile şekillenmesi ardından bu konu ve diğer etnik unsurlar dini unsurlar da kendi payına düşen hak ve adaleti almış olacaktır.
Sorunun temelinde bu ülke ile bu bayrak ile yaşamak istiyor musun, istemiyor musun suali yatmaktadır, benzer durumu kendi topraklarım olan Doğu Karadeniz’de de görmek mümkün, orda da değişik alfabeler var, orda da farklı bir dil var, orda da eski rum gürcü isimlerinden kalma vatandaşlar var köyler var, ama arada büyük bir fark var.
Doğu Karadeniz ile Anadolu’nun Güney Doğu’su düşünce yapısı ile siyasi yapısı ile birbirinden tamamen farklı düşünmekte. Ne kadar açılırsak açılalım, sınırlar değişmedikçe farklı paçavralar bu topraklarda bayrak diye sallanmadıkça, bu kirli ve kanlı oyun bozulmadıkça bu emeli taşıyan hain vicdanlı kanlı ellerin sahibi bu insanların ne dağdan inmek gibi bir niyeti oluşacaktır, ne de geri dönme.

Peki ne yapılmalı, kişisel görüşüm olarak, bölgenin işsizliğinin de eğitimsizliğinin de geri kalmışlığının da ilk sorumlusu terördür. Terör, vatanın o coğrafyasına hizmet gitsin, eğitim gitsin istememektedir, halkı devletten uzaklaştırmak istemektedir, o halde öncelikle ne pahasına olursa olsun Irak’ın kuzeyi ve ülkenin teröre bulaşmış coğrafyası ile sıkı bir çatışmaya girilmeli ve tüm bu unsurlar acımadan göz yaşlarına bakmadan temizlenmeli öldürülmeli, yok edilmelidir.
Bİr daha lise sıralarından kalkıp daha çıkmaya genç arkadaşlarım cesaret edememelidir, bilmelidir ki, giderse en yakın zamanda bir asker kurşunuyla bir havan topuyla bir uçak bombası ile öldürülecektir.
Devlet askeri gücünü hissettirmelidir, hem ülke topraklarında, hem de bu işin yuvasında.
Sonrasında zaten, bölgesine toprağına yatırım yapmak hizmet götürmek isteyen ancak çekinen özel sektör ve devlet işbirliği ile bölgenin kalkınması sağlanmalıdır.
Birçoklarının düşündüğü gibi önce hizmet iş aş götürüp sonra terörün azalacığını bekleyenlerden değilim, önce dağlardan hainlerin temizlenip sonra bölgeye ciddi bir yatırım sürecinin başlatılması gerektiğine inananlar safındayım.
Umarım, Erdoğan ve ekibi, bölgenin tek çimentosu olan din unsuruna da elinden çıkarmaz.
Bir ramazan daha bitti, kesemize koyduklarımızla. Yazının tümünü bayrama, ömrümüzü bayram etmeye, ölümü bayram, kabri bayram, ahireti bayram eyleme dair kelimelerle cümlelerle bezeyecektim aslında. Ancak sonrasında şimdi şimdi aklıma gelen şeker bayramı ve ramazan bayramı gibiayrı tebrikleri hatırladıkça burada da mı ayrıştık gibilerden sorular türedi aklımda.
Şeker bayramı bugünün ürünü bugünün söylemi değil elbet, ancak insanın ideolojik görüşünü ifade edebilmesine imkan verebilmesi açısından değişik bir anlam değişik bir mana.
Çocukluğumdan beri neden ramazan bayramına şeker bayramı diyorlar ki diye düşünür dururdum, zaman aktıkça biraz daha büyüdük, biraz daha tanıdık ülkem tarihini ve şimdilerde ramazan bayramıyla şeker bayramı arasındaki “derin” manayı görebiliyorum.
Oysa ömrün her kısmını ve ömürden sonrasına sarkanları da bayram eylemek üzere sürdürülmesi gereken bir hayat üzere konuşmak ne kadar da güzel olacaktı ki, şeker tadımı kaçırdı.
Yollarda, afişlerde, reklam panolarında, semtten semte değişen bir bayram çeşnisi, iyisi mi başlıkta da söylediğim üzere, Ramazan bayramının şeker gibi geçmesini dileyerek yazıya son verelim.
Yaradan, bizlere nice hayır dolu ayları yaşamayı, bayramlara kavuşmayı ve her solukta onu anmayı ve hatırlamayı nasip eyler inşallah duası ile, selametle..