Eklenme Tarihi:
19 Kasım 2008 saat: 23:52
Bertrand Russell – Sorgulayan Denemeler

Deneme okumayı sevenler için mutlaka edinilmesi gereken bir kitap diyerek en başından kitap hakkındaki pozitif(olumlu) görüşümü belirtmek isterim. Yazar Russell değişik alanlarda kendince mantık sistemi üzerine kurulu olarak birçok konuyu gözden kaçırdığımız pencerelerden bakarak yakalamış ve bende bazı sorular noktasında kuşku bırakmayı başarabilmiştir.

Kitabı kısaca künyelemek gerekirse;

Adı: Sceptical Essays
Türkçe Adı: Sorgulayan Denemeler
Yazar: Bertrand Russell
Çeviri: Nermin Arık
Yayınevi: Tübitak Popüler Bilim Kitapları / Ağustos 2003

Yazar Russell, 17 farklı konuda -ki onlar; Kuşkuculuğun Önemi Üzerine, Düşler ve Gerçekler, Bilim Boş-İnanlı mıdır? İnsan Rasyonel Olabilir mi? Yirminci Yüzyılda Felsefe, Makineler ve Duygular, Davranışçılık ve Değerler, Doğu’nun ve Batı’nın Mutluluk İdealleri, İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler, Püritenizmin Dönüşü, Politikada Kuşkuculuk Gereksinimi, Özgür Düşünce ve Resmi Propaganda, Toplum İçinde Özgürlük, Eğitimde Özgürlük ve Otorite, Psikoloji ve Politika, İnsan Savaşları Tehlikesi, Geleceğe Dönük Bazı Tahminler)- farklı sorularla ve kuşkucu yaklaşımla mantık öğelerini birleştirip bizlere de aynı soruları sorduran bir eser ortaya çıkarmış. Üstteki konular ilginizi çeker mi bilmem ancak roman tadında olmadığını baştan söylemeyelim. Eğer deneme okumayı sevmiyorsanız 30. Sayfaya gelmiş olmanız bile bir büyük başarı.

Kitap çevirisine de kısa bir şeyler eklemem gerekirse, elbette orijinal baskısını görmedim ve nasıl bir dil üzere yazıldığını bilmiyorum ama gerek seçilen kelimeler gerekse de cümle kurgusuyla -bence yazar burada böyle demek istemediğim anlar dahi oldu- biraz itici bir dil gibi gelse de yine de yazar sorularıyla kendine bağlamayı başarıyor.
Kitapta altı çizilecek, burada sizlere sunmayı düşündüğüm birçok yer var ancak yazıyı uzatıp da sıkıcı bir hal almasından kaçınmak için elenmiş bir özetçik ile deneme sevenlere bu kitaba tekrar tavsiye ederek yazıma son veriyorum. Söz Russell’de.

—Kuşkuculuğun Önemi Üzerine
Benim savunduğum kuşkuculuk şundan ibarettir: 1- Uzmanlar bir görüşte hem fikir ise, bunun tersinin doğru olduğundan emin olunamaz. 2- Uzmanların hemfikir olmadığı bir görüş, uzman olmayanlarca kesin doğru olarak kabul edilemez. 3- Bütün uzmanlar, doğru olması için yeterli neden bulunmadığını kabul ediyorlarsa, sıradan bir kimsenin karar vermekte çekingen davranması akıllıca olur.
İnançlar eylemlerimizin yalnızca ufak bir bölümünden doğrudan sorumlu olsalar da, sorumlu oldukları eylemler en önemli olan ve yaşamımızın genel yapısını belirleyen eylemler arasında yer alır.

—Düşler ve Gerçekler
İnançlarımızın büyük bölümünün bazı rasyonel temellere dayandığını; arzunun ise yalnız arada bir işi karıştırdığını varsaymak alışkanlık haline gelmiştir. Bunun tam karşıtı gerçeğe daha yakın olsa gerek. Günlük yaşamla ilgili inançlarımızın büyük bir bölümü arzularımızın şekilleşmesinden ibarettir; ancak orada burada bazı izole noktalarda, gerçeğin sert darbesi ile doğru yola yöneltilirler.

—Bilim Boş-İnanlı mıdır?
Sanat alanında olduğu gibi bilimsel görüşün kendisi de ili yönlüdür. Yaratan ile değerlendirenler aynı kişiler değildir ve birbirinden farklı zihinsel alışkanlıklar gereksinirler. Her yaratıcı gibi bilimsel yaratıcı da entelektüel bir yolla ifade edilen güçlü duygulardan esinlenir; bu ifade açıklanmamış bir inancı da içerir; eğer bu inanç olmasa bilimci belki de pek bir şey başaramaz. Değerlendiricinin böyle bir inanca gereksinimi yoktur; o her şeyi yerli yerinde görür; kendince gerekli noktaları değerlendirir; belki de yaratıcıyı kendisine kıyasla kaba ve ilkel bir kişi olarak düşünür.

—İnsan Rasyonel Olabilir mi?
Kendimi hep bir rasyonalist olarak düşünürüm ve bana göre bir rasyonalist, insanların rasyonel olmasını isteyen kişidir.
Bazı kimseler, insanların en çok değer verdiği kanılarının tuhaf, hatta çılgınca denebilecek kökenlerine dikkat çekerek psikanalizin, kanılarımızın rasyonel olmasının olanaksızlığını saptadığını düşünürler.
Günlük yaşamda rasyonellik, sadece o anda güçlü olan arzularımızı değil, içinde bulunulan duruma ilişkin bütün isteklerimizi anımsama alışkanlığı olarak tanımlanabilir.

—Yirminci Yüzyılda Felsefe
Mantığın sistematik önermelerinden farklı olarak, inançlar doğru veya yanlış iki mutlak yanlış değil, doğru ve yanlışın bir karışımıdır. Hiçbir zaman siyah ya da beyaz değildirler; grinin değişik tonlarını taşırlar. “Hakikat”ten büyük bir saygıyla söz edenler olgudan söz etseler ve önünde eğildikleri saygın özelliklerin insan inançlarında bulunmadığını görseler daha yerinde olur. Bunun teorik olduğu kadar pratik sonuçları da vardır. Çünkü insanlar “hakikati” kendilerinin bildiklerini sandıkları için birbirlerine zulmederler.
Yeni felsefenin birinci özelliği yeni bir felsefi yöntem geliştirme; ya da öyle bir yöntem kullanarak yeni bir tür bilgi getirme gibi iddiaları terk etmesidir.

— Makineler ve Duygular
Bugünlerde takdir ve saygı, zengin görünen insanlara karşı duyulmaktadır. İnsanların zengin olmak istemelerinin başlıca nedeni budur. Paraları ile satın aldıkları ikinci dereceden önem taşır. Örneğin, bir resmi ötekinden ayırt edemeyen ve uzmanlar yardımıyla eski ustaların bir galeri dolusu resmini toplamış olan bir milyoneri ele alalım. Aldığı yegâne zevk, başkalarının onların kaça mal olduğunu bilmesidir.
Ben şahsen günümüzdeki savaş yanlısı güdülerin artmasının, modern yaşamdaki düzenlilik, monotonluk ve güdümlü yaşamanın yol açtığı-genellikle bilinç dışı- hoşnutsuzluktan kaynakladığına inanıyorum.

— Davranışçılık ve Değerler
Davranışçılığın popüler versiyonu sanırım şöyle bir şey olacak: Eskiden hissetmek, bilmek ve istemek gibi üç işlevi yürütebilen akıl diye bir şeyin var olduğu düşünülürdü. Şimdi ise, akıl diye bir şeyin var olmadığı, yalnızca bedenin var olduğu kesinlik kazanmıştır. Bütün eylemlerimiz bedensel süreçlerden ibarettir.
Kişilik, karakter ve yeteneği değerlendirmede en önemli öğelerden biri, kanımca, bir kimsenin yıllık başarısının tarihçesidir. Bunu, kişinin değişik işlerde kaldığı süreler ve gelirindeki yıllık artışlarla nesnel olarak ölçebiliriz.

— Doğu’nun ve Batı’nın Mutluluk İdealleri
(Lionel Giles’in Sayings of Konfüçyüs kitabından alıntı); Gerçek beyefendi hiçbir zaman kavgacı değildir. Eğer ortada kaçınılmaz bir rekabet varsa, bu bir atış-yarışması gibi çözümlenir. Burada bile, yerini almadan önce ve kaybettikten sonra rakibini kibarca selamlar; kaybetmişse ceremesini de çeker. Böylece, çekişirken bile gerçek beyefendiliğini korur.
Gerçekte, bizim yan yana giden iki tür ahlak sistemimiz vardır: Birisi öğütlediğimiz ama uygulamadığımız ahlak; öteki de uyguladığımız ama sadece ara sıra öğütlediğimiz ahlak.

— İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler
İnsanlar yavaş yavaş şunun bilincine varacaklardır ki, kurumları haksızlık ve nefret temeline dayalı olan bir dünya, mutluluğu yaratma olasılığı en büyük olan bir dünya olamaz.
Günümüzde mantıksal düşünce hafife alınmaktadır; ancak ben yine de uslanmaz bir rasyonalist olmakta direniyorum. Mantık bir zayıf güç olabilir; ama değişmezdir ve hep aynı yönde işler. Mantıksızlığın kuvvetleri ise boş yere didişerek birbirlerini yok eder. Bu nedenle mantıksızlığın her taşkınlığı, sonunda mantık yanlılarını güçlendirir ve insanlığın yegane gerçek dostlarının onlar olduğunu tekrar tekrar gösterir.

- Püritenizmin Dönüşü
Dünya gittikçe daha kalabalıklaşmakta, komşularımıza bağımlılığımız da gittikçe daha güçlü hale gelmektedir. Bu koşullar altında, toplumu açıkça ilgilendirmeyen konularda birbirimizin işine karışmamayı öğrenmezsek yaşam dayanılmaz olacaktır. Birbirimizin özel yaşamına saygı duymayı ve ahlak ölçütlerimizi başkalarına zorlamamayı öğrenmek zorundayız.

— Politikada Kuşkuculuk Gereksinimi
Politikacılardan, uzmanlarca isabetli bulunan fikirlerin iyi fikirler olduğunu savunma yüce gönüllüğünü beklemek boşunadır. Çünkü bunu yaparlarsa meydanı başkalarına kaptırırlar.
Sanayileşme, dünya çapında işbirliği için yeni bir gereksinim yarattı; bir yandan da düşmanlıklarla birbirimizi incitmek için yeni kolaylıklar getirdi. Ancak parti politikasında içgüdüsel olarak olumlu yanıt alan tek tip hitap tarzı düşmanca duygulara yöneltilen bir hitaptır; işbirliği gereğini idrak eden kişiler ise güçten yoksundurlar.

— Özgür Düşünce ve Resmi Propaganda
Bazı fikirleri benimsemek veya onlara karşı olmak; ya da bazı konularda bir şeye inandığımızı veya inanmadığımızı diler getirmek ceza yaptırımlarına yol açıyorsa düşünce “özgür” değildir. Bu ilkel özgürlük bile bugün çok az ülkede vardır.
Eğitim konusunda otorite, benimsemediği doktrinlerin gençlerce duyulmasını engelleyebilen devletin elindedir.(Abd örneği ile)
Bizim eğitim sistemimiz okuyabilen, ancak çoğunlukla olayları değerlendirmeyi ve bağımsız bir görüş edinmeyi beceremeyen gençler yetiştirir.

—Toplum İçinde Özgürlük
Özgürlük, en soyut anlamıyla, isteklerin gerçekleşmesini önleyen dış engellerin yokluğu demektir. Bu soyut anlamda, gücü en üst düzeye çıkararak veya istekleri en alt düzeye indirerek özgürlük arttırılabilir.

—Eğitimde Özgürlük ve Otorite
Politikacıların anladığı şekliyle demokrasi bir yönetme biçimidir; yani insanlara, kendi istediklerini yaptırma yöntemidir.
Çocuğun yaşamının ilk iki üç yılı, bugüne kadar, eğitimcinin egemenliği dışında kalmıştır; bu yılların da en çok öğrendiğimiz dönem olduğunda bütün uzmanlar görüş birliği içindedir.
Derslere çalışmayan hiç kimsenin üniversitede kalmasına izin verilmemelidir. Yıllarını üniversitede boşuna harcayan zengin gençler hem başkalarının cesaretini kırar, hem de kendileri bir işe yaramamayı öğrenirler. Üniversitede kalabilmek için çok çalışma zorunluluğu getirilirse üniversiteler entelektüel uğraşlardan hoşlanmayan kişiler için çekici olmaktan çıkar.

—Psikoloji ve Politika
Toplumu bir makineye benzetirsek, onun kendi dışında bir amacı olduğunu düşünmekteyiz.
İnsanlar gerçekten mutlu olursa haset, öfke ve yıkıcı itilerle dolu olmazlar.

—İnan Savaşları Tehlikesi
Rönesans Batı Avrupa’da kısa süren çok parlak bir entelektüel ve sanatsal döneme yol açtı; onu da politik kaos ve sade insanların bu türden saçmalıkları bırakıp din savaşlarında birbirlerini öldürmek gibi ciddi işlere el atma kararlılığı izledi.

—Geleceğe Dönük Bazı Tahminler
Gelecekle ilgili iki tür yazı yazılabilir: Bilimsel ve ütopik. Bilimsel yazılar nelerin olası olduğunu bulmaya çalışır, ütopik olanlar ise, yazarın olmasını arzuladığı şeyleri.
Eğer büyük savaşlar önlenir ve tıp ile hijyen sayesinde genel sağlık büyük ölçüde düzelirse; barışın ve refah düzeyinin korunabilmesi için gelişmiş ülkelerde halen yapıldığı gibi, geri kalmış ulusların da nüfus artışlarını sınırlamaları gerekecektir.
Güvenli barış ve üretimin iyi bir şekilde yönlendirilmesi, eğer nüfus artışı yoluyla yutulmazsa, maddi refahta büyük artışa yol açacaktır. Bu aşamada, dünya sosyalist de kapitalist de olsa bütün kesimlerin ekonomik durumlarının iyileşmesini bekleyebiliriz. Bu da bizi ikinci sorunumuza, dağıtım sorununa getirir.
Eğer uygarlığımız, daha uzun süre zenginlerin çıkarlarını kollamayı sürdürürse, kanımca sonu karanlık olacaktır. Uygarlığın çöküşünü istemediğim içindir ki bir sosyalist oldum.

Eklenme Tarihi:
19 Kasım 2008 saat: 7:03
Duran Bir Arabaya Çarpmak

Duran bir arabaya çarpıyorsanız eğer, ya acemisinizdir, ya fazlası ile dalgın, ya da fazlası ile meşgul. Bir başka sebep olabilir mi bilmiyorum ama bu, dalgın ve fazlası ile meşgul birinin kocaman ve dolu dolu bir kısa ama uzun yaşantısından kesitin hikâyesidir bu.

Sanalın gerçek olması… Kablosuz ağlar ötesinde birbirlerine karışan Elvira ile Ahmet’in ilk göz göze gelişi, nefeslerinin birbirlerine ilk defa bu kadar yakın ve araya ahizelerin ya da duygusuz cep telefonlarının girmediği ve karışmadığı bir gerçek.

Ta ki bu gerçek, gerçek olana kadar acabaların birbirleri ardına yer değiştirip yüreklerde ve akıllarda soru olarak dönegelmesi öncesi bir o kadar gergin ve midelerde ağrı yapacak kadar da yoğun.
Neyse ki kalabalık trafiklerin aşıldığı uzun ama keyifli yollar ardında yolu bilmese de bir şekilde çekildiğini hisseden yürek tabelalarının heyecanlı yolcusu Ahmet. Elinde sanalda bağımlı ve Elvira’sına ulaşmaya tek araç duygusuz da olsa yine o telefon çoğu zaman kulaklarına dahi sesi gitmeyen ve hislerle cevaplamasına sebep olan birçok soruyu. Saatler beklenenden önceleri gösteriyor ve midede dem vuran bir manidar sancı, sancıların en güzeli, bir yeni doğum sancısı.

Arabaların her minik hareketi bir kocaman yürüyüş Ahmet için, tekerlekler döndükçe yuvarlanıyor kelimeler.. Az kaldı.. Geliyorum.. Şuradayım.. Ve işte o an. Sanalın gerçek olduğu hani yılların kimi zaman acılarla kimi zaman gülücüklerle beslediği bir ayrı ama yakın yaşamın şimdi tek bir araç içinde aynı havayı soluyacak kadar yakın olması hali. İnanmak için dahi birçok kelimeye güvenilmemesi gerekecek kadar da hayal gibi üstelik. Ama gerçek, öyle ki ta karşımda. Şimdi zaman daha hızlı akmakta ve vakitle yarışmakta mutlu saniyeler. Trafik mi o da ne? Anlamsız birikmiş araçlar bütünü.

Yolculuk, garip sürprizleri içinde barındıran.. Ahmet’in minik hediyeleri Elvirası’na. Şaşırmış utanmış ve kendi deyimiyle tuhaf bir hal üzere üzerine saatler sonra bakılmamacasına kapatılan kapak, beyaz bir gül ve çeşit çikolataların daha sonra Elvira’sının elinden yenileceği.

Hikâyenin tam da bu anı belki günü unutulmaz yapan anlardan ve başrolü komik haller dâhilinde. Gözlerini tuhaflığından kaçıran Elvira’ya yönelmiş bir ayna ve Ahmet’in ayrılmak istemez gözleri.. PATTT! – Yahu kardeşim duran arabaya da vurulmaz ki diye başlayan ve biten bir serzeniş ile yoluna devam eden “Duran Araba” ve plakasını eline alarak geriye dönen Ahmet’in Elvira ile gülüşmesi. Biri arka koltukta ve biri de arkasında arabanın plakalarının.

Duran bir arabaya çarpmak böyle bir şey işte!

Sonrası mı? Soğuk ve sert havanın eşliğinde devam eden yollar ve hala gözler Elvira’sında Ahmet’in. İlerleyen zamanı fark edemeyecek kadar yoğun ve hisli dakikalar ardında, kısa ama titreyen bir deniz yolculuğu, içi, dışarıya bakmaya zorlanmış, mahkûm Ahmet’in, martıları izlemek zorunda ya da uzaktaki Kız Kulesi’ni ama asla bakmamalı bakmak istediklerine. Çiftlerine.
Biraz geç de olsa bekletilen araçların “sevda” hoş görüsü ile devam eden yolculuk, İstanbul onların o gün ve kaçacak hiçbir yeri de yok. Bu tutsak hali ile İstanbul, yaklaşan akşam vaktini ve gecesinin güzelliğini taşımakta bu ayrı ama bir gönüllere. Vaktin henüz geçmemiş dakikalarında ödenmiş bir vakit borcu ve sonrasında sıkılacağını söylediği bir şişe devirmemece. Adaların karanlık hali ve yansımayan ışıkları ile biraz serin ama biraz da soğuk adı konulmamış heyecanlı, utangaç, tuhaf soluklar ve Elvira’sının bitiremediğini ikinci dürümü aç bir âşık hali üzere tüketmeyi bilmiş Ahmet.

Dönüş yolu, saatler kaldırılamayacak kadar büyük yalanlara doğru ilerlemekte ve yalanın anlam bulduğu dakikalar tükenmeden önce birkaç görülesi mekân daha, boğazın karşı tarafında. O gece tüm yollar tutulmuş trafik sokakların dar yerlerinde gizli. Işıklarıyla şehre güven veren köprünün, hemen altından bir diğer ışıksız ama adı Fatih olan köprüye yolculuk. Hayat birbirine uzak şeyleri ve kişileri çoğu zaman köprü eylemeye vazife ve şimdi o köprüler arasında bir o tarafa bir diğer tarafa yolculuk.
Ahmet’in minik, sessiz ve sevdasının korkusunu çok sonra itiraf ettiği karanlık göl ve içinde uyanmışlığın yansıttığı panik ile kaçışan ördekler. Zamanın cimri ve kendilerince anlamlı olduğu dakikaların son yelkovanları, ve son adımları.. Radyo’da bir garip müzikal haller asla Ahmet’e değil ama belki yanındakine hitap eden sempatik ve uzun havamsı jingle’ı ile. Gece de olsa bir yolculuk bu ve elbet bir son durağında müşterisi. Issız ve sisli yollar içinde geçen yolculuğun saatler dakikalar ve saniyeleri şimdi.

Ahmet’in tebessümle izlediği, bir surat saklayışı, geceden ve her daim bizi izleyenden. Kendince haklı sebepler dâhilinde yanaşılan, bir adı bakmaya vakit bulunamayacak kadar kocaman insanlar yerleşkesi  binalar bütünü içinde, gecenin sisli, ama soğuk ama mutlu, içinde, elinde çok sevdiği çikolataları bile olmayan bir Elvira ve son kez son saniyesinde ellerin ritmik bir vedası, tüm çekingenliği ve masumiyetiyle.
Teşekkürler Elvira ve teşekkürler bu günü daima tebessümle hatırlamamıza neden olan sempatik suratlı şoförün içinde olduğu “Duran Araba”.

Yanındaki Elvira ise ve sende Ahmet isen eğer, daima çarpılacak bir “Duran Araba” vardır.

Eklenme Tarihi:
18 Kasım 2008 saat: 7:11
Kıyamet Kopuyor Görmüyor muyuz?

Hayata bir sur ile son verilecek ve dağlar pamuk gibi dağılacak sular gürleyecek seller olacak volkanlar patlayacak dünyanın altı üstüne gelecek. Kıyamet bu mu cidden? Yoksa günümüz aslında bir kıyamet örneği değil mi aslında?

Belki fiziksel anlamda dünya şekil olarak hâlâ yaşanabilir bir ortam sunmakta gerçekten bu sadece fiziksel anlamda mümkün. Yemek, içmek, çalışmak, giyinmek ve nefsin tüm isteklerine imkân bulan bir ortam. Oysaki hiç de öyle çok kötümser olmadan, yaşananlara çok kötümser bakmadan, rahatlıkla söyleyebilirim ki insanlık kıyameti yaşamakta. Aslında bu konu üzerine ahlak bozulmuşluğu üzerine insanlıktan uzaklaşıp hayvanın da aşağısında bir mertebeye konuşlanması üzerine bu vahim tabloda insanlığa bir hakaret kitabı yazılabilir ve yazılmalıdır da.

Yazıyı yazmama iten sebebi kısaca açıklayarak başlayalım. Civarımızda bir dairede, baba eşinden haz alamıyor olacak ki küçücük kendi öz çocuğuna hem de erkek, cinsel tacizde bulunuyor, olay bu kadar mide alamamayasıca iğrenç, neresinden bakmalıyız olayın içine girip karısını aldatışından mı, bir çocuğu taciz edişinden mi, erkek bir çocuğu taciz edişinden mi, öz çocuğunu taciz edişinden mi? Ya da olayın dışına çıkıp ne oluyor insanlığa diye bakıp, kendi kıyametimizi nasıl da oluşturuverdiğimize mi?
Bu noktada ben ikinci seçeneği işaretleyip kelimelere o akışta yer vermek istiyorum. Bu örnek hemen birkaç apartman yanımızda gelişen bir durum ve elbette daha iğrençleri mide almazları da bulmak hiç ama hiç de zor değil maalesef! İnsanlık ahlâk noktasında bir dibi bulmaya hızla ilerlemektedir. Kendi eşini beğenmeyen biri cinsel hazzını bir başka kadında değil de öz çocuğunda arayabilmektedir cinsiyetini dahi önemsemeksizin!

Eminim ki, bir gizemli ses bize insanlığın dibi şudur dese, ona gitmekte kararlı olan birçok kişiyi görürüm, ya da o noktayı kendine referans alıp ben iyiymişim diye böbürlenen. Oysa referans alınması gereken bir mutlak iyi örneği var bu dünya üzerinde bize 14 asır öteden miras ve öyle bir miras ki tek kişi dahi kalsa kıyamet öncesinde Onu yaşayan Onu seven.

İnsan garip varlık yapma denileni yapma noktasında hem fikir çoğu zaman. Şimdi size bu yazının şurasına bakmayın desem tüm bu az önce söylediğim hem fikirliğe rağmen birçoğunuz bu kısma bakacak. Eminim! O halde kendinizi utandırmamak adına söylemiyorum. Yapma denileni yapmaya programlanmış bir insan. Şimdilerde kişisel gelişimciler öğretmenlere akademisyenlere eğitim verirken insanları –me,-ma ekleri noktasında kullanmamaları için bilgilendiriyor.

Bu kısa insanlık halini irdeledikten sonra, insanlığın yarattığı kıyamete dönecek olur isem, ahlak yozlaşmışlığının tavan yaptığı birçok ülke toplum ve aile çeşit çeşit yerine serpilmiş dünyanın. Şimdi karşımızda iyi ve kötü örnekler mevcut ve biz aklımız ve irademizle bütünleşecek güzel olana varma gayesini mi, yoksa kendimize diplerden dip seçmeyi mi kararlaştıracağız soru budur. Elbette her insanın zamanın anlık dilimlerinde kötü olabileceği anlar vardır ancak, hemen ardında bir tövbe ile bu tek kirli nokta kocaman bir hal almadan da bundan vazgeçmek elzemdir.

Kıyamet gerçekten de kopuyor ve biz bu kopmanın içinde olduğumuzdan gerçekleri göremiyor algılayamıyoruz. Kimi zaman dünyaya olaylara dışarıdan bakıp tüm bu yaşananları sorgulamanın faydalı olacağını düşünüyorum. Aksi halde kendimizi daima bir dev iyilik aynasında görür ve kendimize en büyük hatayı yapar ve yanlışlarımızı dahi göremeyecek noktaya geliriz.

Şimdi, bitirirken, kıyameti bir dünya sonu gibi ölmeden önceki son aktivite değil de, yaşamımız içinde bir dip bir rezil hal bir çökmüşlük ve kokuşmuşluk olarak görmeli ve kendimizi, biz insanların yarattığı ve hiçbir sur’un üflenmesine gerek kalmadan başlattığı bu kıyametten uzak tutmalı ve bunu her solukta böyle yaşamalı ve idrak etmeliyiz.

Allah bizleri kendi kıyametini hazırlayan acizler saffına dâhil etmesin.

Bu bölümdeki tüm yazılar tarafımdan yazılmış olup izinsiz kullanılması yayınlanması kopyalanması T.C. yasalarına göre SUÇTUR.
Anasayfaya dönmek için
tıklayın
Destekleri için Wordpress'e teşekkürler.

KAYIT (UYE) OL